50. YILINDA KIZILDERE MANİFESTOSU, DEVRİMCİ YENİLENME VE DEVRİM ÇAĞRISIDIR!

  1. YILINDA KIZILDERE MANİFESTOSU, DEVRİMCİ YENİLENME VE DEVRİM ÇAĞRISIDIR!

THKP-C ve THKO’dan on yoldaşımızı şehit verdiğimiz büyük Kızıldere direnişi Türkiye ve Kürdistan’da devrimciliğin miladıdır. Kızıldere, büyük bir kahramanlık destanıdır. Fakat, salt bir kahramanlık destanı olarak ele alınamaz.

O, pek çok kez ifade ettiğimiz gibi, Türkiye ve Kürdistan’da 1965’lerden 1973’lere değin süren ve devrimciliğin yeniden doğuşunu sağlayan bir dönemin doruğudur. Köylü işgallerinden, öğrenci boykotlarına, 15-16 Haziran büyük işçi direnişinden, fabrika işgal ve grevlerine, Kürdistan’daki uyanıştan, sokak çatışmalarına değin uzanan büyük uyanışın, devrimciliğin büyük mücadeleler içinde yeniden kuruluşunun, devrimci yenilenmenin ve pratik devrimciliğin zirvesidir.

Kızılderedeki tavizsiz ve militan devrimcilik, her alanda gelişen bu mücadeleler içinde, devrimciliği yeniden kurma işine girişen devrimci sosyalistlerin faaliyetleri içinde billurlaşıp ortaya çıkmıştır. Bu nedenledir ki, Kızıldere, bütün bu toplumsal mücadelelerin devrimci yenilenme temelinde en ileri devrimcilik düzeyinde somutlaşmasıdır. Hepsini kapsar ve hepsinin izlerini taşır ve hepsini devrimci yenilenme ve gerçek bir pratik devrimcilik temelinde zirveye taşır.

Bu bağlamda, Kızıldere’den 50 yıl sonra, geçmişe ve içinde bulunduğumuz an’a baktığımızda Kızıldere miladından çıkaracağımız önemli dersler olduğunu apaçık görebiliyoruz. Geçmişten gelecek çıkarma derdinde değiliz elbette. Fakat bugün hala az yada çok bir devrimcilik birikimi varsa, bunda Kızıldere miladının belirleyici ve çok büyük bir rolü olduğunu teslim etmeliyiz. Türkiye ve Kürdistan devrimciliğinin en büyük damarı Kızıldere’den akarak bugüne geldi. Bu bağlamda, Türkiye devrimciliğinin bugün yaşadığı derin kriz halini aşmak için, Kızıldere miladının temel niteliklerini doğru anlamak hayati bir önem taşıyor. Bu noktada, özellikle Parti-Cephe’nin ideolojik-politik kavrayışı ve devrimci pratiği üzerinde durmak özel bir taşıyor.

Parti-Cephe’nin 1971 Atılımını Kızıldere’de devrimciliğin miladına dönüştüren şey; herşeyden önce, onun ideolojik-politik alanda mevcut düzeyi her açıdan aşan ve 1945-90 arası dönemin en ileri ideolojik-politik düzeyini yaratan düşünsel ileri sıçrayışıdır. Devrimci yenilenme arayışıdır ve bunu somutlaştırabilmesidır.

Onu bir milada dönüştüren ikinci faktör ise; dönemin dünya devrimci pratiğinin tüm ileri yanlarını sistematik biçimde bilince çıkararak, devrimi ve devrimciliği toplumsal mücadelelerin merkezine taşıyan sahici ve değiştirici bir pratik devrimciliği yaratabilmesidir. Parti-Cephe’nin ideolojik-teorik ve politik alandaki devrimci yenilenme sıçrayışı özellikle Mahir yoldaşın yazılarında apaçık görülebilir. Bu noktaları ana başlıklar halinde özetlemek, ideolojik, politik ve pratik alanda arayışların yoğunlaştığı günümüzde özellikle önemlidir.

Birincisi, Parti-Cephe emperyalist-kapitalist dünya sisteminin gelişme seyrini ve buna bağlı olarak devrimci mücadeleleri ve bunlardaki değişim süreçlerini “emperyalizmin bunalım dönemleri” olarak kavramsallaştırarak, tarihsel materyalist çizgiyi yeni ve daha ileri bir düzeye taşımıştır. Emperyalist-kapitalist dünya sistemini ve devrimci hareketin gelişme seyrini çözümlemede yeni bir tarih kavrayışı geliştirmiştir. Gelişmeleri düz biçimde akan ve birbirine eklemlenen olaylar zinciri olarak gören, sıçramaları ve büyük değişimleri anlamlandırmaktan ve devrimciliğin her değişim ve sıçrama sürecindeki yeni gereklerini görmekten uzak kaba, determinist tarih okumasını kesin biçimde ret ve terk etmiştir.

Parti-Cephe, tarihsel gelişmenin hem emperyalist-kapitalist dünya sistemi açısından, hem de devrimci mücadeleler açısından sıçramalarla, büyük değişimlerle ilerleyen ve bunların sonucu olarak birbirinden kimi temel özellikleriyle ayrılan tarihsel dönemler halinde geliştiğini tespit etmiştir. Her tarihsel dönemde, devrimci sosyalizmin düşüncede ve eylemde yenilenmesini gerektirdiğini ve ancak bu yenilenmeyi gerçekleştirebilenlerin öncü bir devrimcilik yaratabildiğini tespit etmiştir. Bu yaklaşım; dogmatik, statükocu, ezberci solculuğun karşısında, elbette zahmetli, fakat sahici devrimciliğin yolunu açmış ve kılavuz olmuştur.

İkinci olarak; Parti-Cephe, ortaya koyduğu tarih ve devrimcilik kavrayışıyla, somut koşulların somut tahlili ilkesini ve bundan hareketle teorik ve politik duruş belirleme yaklaşımını en net biçimde ve en ileri düzeyde somutlaştırmıştır. Bu yaklaşım temelinde, zamandan ve mekandan kopuk gerici Avrupa merkezci anlayıştan, Sovyet merkezcilikten ve diğer herhangi bir merkeze tabiyetten, taklitçilikten kesin biçimde kopuşun temellerini yaratmıştır.

Her yeni dönemin, yeni bir sınıf mücadeleleri zemini yarattığını ve bu zeminin her ülkede belirli farklılıklar gösterdiğini tespit etmiştir. Böylece, her ülkedeki devrimci sosyalistlerin dünya devrimi sürecine kendi öz deneyimleri ve birikimleri üzerinden eşit biçimde katılaması gerektiği tespitine ulaşabilmiştir. Bu yoldan yeni bir devrimci enternasyonal mücadele ve ilişki kavrayışı geliştirmiştir. Bu yaklaşım, aynı zamanda her ülkedeki devrimcilerin taklitçilikten ve kalıpçılıktan uzak, özgün ve alabildiğine özgür mücadeleler geliştirmeleri gerektiği fikrinin de teorik temellerini oluşturmuştur.

Üçünücü olarak; Parti-Cephe, emperyalizmin 3. bunalım döneminde, yeni-sömürgeciliğin gelişmesine bağlı olarak, toplumsal ilişkilerde siyasetten, ekonomiye, kültüre, askeri alana, sosyolojik yapıya, psikolojik biçimlenişe değin, her alanda büyük değişimler yaşandığını tespit etmiştir. Bu bağlamda, toplumsal yapıyı tahlil etme bağlamındaki klasik sosyo-ekonomik yapı tahlilerini aşan, derinlikli ve çok yönlü bir analiz düzeyine ulaşmıştır.

Bu alanda yeni bir kavramlar seti yaratmıştır. Kapitalizmin emperyalizme bağımlı tarzda yukarıdan aşağıya tekelci tarzda gelişmesi, emperyalizmin içsel bir olgu haline gelmesi, gizli işgal, oligarşik yapı, sürekli milli kriz, faşizmin klasik faşizmden farklı olarak yukarıdan aşağıya kurumsal temelde gelişmesi, bunun toplumsal sonuçları olarak suni denge tespiti ve buna bağlı olarak konulan sosyolojik ve psikolojik analizler… Bu kavram ve açılımlar, Parti-Cephenin herbiri birbirini tamamlayan, emperyalizmin yeni döneminde yeni-sömürgeler dünyasının nesnelliğini ve toplumsal gerçekliğini açıklayan yeni kavramlar setinin bileşenleri olmuşlardır.

Dördüncü olarak; Parti-Cephe devrimci sosyalizmin siyasal mücadeleye ve diğer tüm toplumsal mücadelelere ilişkin teori ve pratiğini, yeni devrimler ve yeni dönemin nesnel koşulları üzerinden yeniden üreterek daha ileri bir düzeye sıçramıştır. Bu bağlamda, Parti-Cephe Marksist-Leninist politika mücadele anlayışının odağına Leninist “devrimin güncelliği” perspektifini oturtarak, devrimi odak noktası yaparak yeni koşullarda devrimci politik mücadele anlayışını yeniden ileri düzeyde üretmiştir.

Parti-Cephe’nin geliştirdiği devrimci politika anlayışı pratik devrimcilik üzerine oturmuştur. Pratik devrimciliği ve devrimci siyaseti ise öncülük temelli mücadele olarak ele almıştır. Öncülük temelli politik mücadelenin ise toplumsal çelişkilerin içinde gelişecek devrimci eylem temeli mücadale olarak kavramıştır. Bu düşünce silsilesi, devrimci politik mücadeleyi sıradan ve teolojik bir sınıfa gitme, sınıfı bilinçlendirme vb. türden genel geçer söylemler ve pratiklerden kurtarmak demektir.

Bu düşünce silsilesinin temelinde, genel geçer geleneksel siyaset tarzının ötesine taşan, devrimci politik çalışmayı toplumsal çelişkilerin ve krizin içindeki mücadeleler temeline oturtma, bu mücadelelerde büyük değişimler yaratmayı hedefleme ve böylece, devrimciliği ve devrimci eylemi sınıf mücadelelerinin merkezi unsuru haline getirme anlayışı vardır. Nesnel zemini oluşturan krizli toplumsal yapı ile devrimci çalışma arasındaki ilişki; evrim-devrim aşamalarının iç içeliği tespitiyle kavramsallaştırılmış ve teorik-politik bir ifadeye kavuşturulmuştur.

Bu noktada; devrimci politikanın öncülük politikası ve pratiği olarak kavranması kilit önemdedir. Öncü devrimciliği ve eylemi, bir tür teolojik yaklaşımla, yani örgüt kurup kendini öncü olarak ilan ederek kitlelere gitme ve onlara genel gerçekleri açıklama olarak gören, ya da öncünün eyleminin otomatik olarak kitleleri kazanacağını sanan yaklaşımlar tümden ret edilmiştir. Kendini adeta tanrı vergisi bir şey olarak öncü olarak ilan eden ve herkesin kendisine biat etmesini isteyen yaklaşımlar tümden ret edilmiştir.

Öncülük, devrimci pratik eylem içinde, kitleler nezlinde kazanılacak bir pozisyon, bir durum olarak kavranılmıştır. Yani, Parti-Cephe’ye göre, öncülük kazanılan ve kaybedilebilen bir durumdur/pozisyondur, ilahi bir sıfat değil. Öncülük, devrimci eylemin temel hedeflerinden ve özünü oluşturan temel unsurlardan biri olarak anlaşılmıştır. Öncülük, her çelişkideki mevcut durumu devrim lehine kökten değiştiren eylem ve müdahaleler içinde oluşur, somutlaşır. Bu tarz sürekli kılındığında sürüklileşen ve büyüyen bir devrimcilik yaratılabilir, öncülüğün süreklilik kazanması sağlanabilir. Parti-Cephe, bu kavrayışı parlak biçimde Türkiye ve Kürdistan devrimci hareketine kazandırmıştır. Bundan ötürüdür ki,  tüzüğünde bile kendini “öncü parti” ilan etmemiştir. O, öncülüğü devrimci pratik içinde kazanmayı hedeflemiştir.

Parti-Cephe’nin devrimci siyaset teorisine kattığı bir diğer yenilik, parti-kitle ilişkisine ve öncülüğün kazanılması süreçlerine yeni ve muazzam bir derinlik kazandırmasıdır. İşçi ve emekçi kitlelerinin devrimci siyasallaşması süreçleri genel geçer yaklaşımlar yerine sosyolojik ve psikolojik temelleriyle irdelenerek ortaya konulmuştur. Bu dünya devrimci hareketinin tarihinde ilk kez bu denli bütünlük içinde ele alınmıştır.

Suni denge kavramının iki bileşeni olan nispi refah ve devletin yenilmezliği yanılgısı sosyolojik ve psikolojik temelde çözümlenmiş ve kitlelerin devrimcileşmesi meselesinin nesnel arka planını anlamaya dönük yeni ve hayati bir pencere açılmıştır. Nispi refah olgusunun bugün emekçilerin yaşamını tüm dünyada nasıl biçimlendirdiğini hepimiz artık apaçık görüyoruz. Devletin güçlülüğü ve yenilmezliği imajının sistemin devamlılığı açısından tayin edici önemini de artık somut olarak daha net biçimde anlayabiliyoruz. Parti-Cephe tüm bu noktaları devrimci siyaset teorisine ve pratiğine ilk kez dahil etmiş, bu bağlamda devrimci yenilenmede önemli bir kilometre taşı yaratmıştır.

Yine aynı biçimde işçi ve emekçi kitlelerin kazanılması süreçlerinin, basitçe devrimci fikirlerin emekçilere taşınması biçiminde tek yönlü bir süreç olmadığı da Parti-Cephe tarafından çözümlenmiştir. Kitlelerin devrimci özne haline geliş sürecinin devrimci eylemle karşılıklı etkileşim içinde gerçekleşeceği; önce sempati, sonra güven ve ardından destek ve katılım yaratacağı, her bir aşamanın kendi özgünlükleri olduğu çözümlenmiştir. Böylece tek katlı ve tek yönlü bir siyasallaşma kavrayışı yerine, çok katmanlı, çift yönlü, karmaşık ve derinlikli bir öncü-kitle ilişkisi kavrayışı geliştirilmiştir.

Parti-Cephe devrimci siyaset ve parti-kitle ilişkileri teorilerinde yaptığı büyük devrimci yenilenmeyi devrimin stratejik çizgisi bağlamında geliştirdiği Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisiyle (PASS) bütünlüklü hale getirmiş, adeta zirveye taşımıştır. PASS, devrimci siyasetin geçmişten farklı olarak, siyaset ile öz savunmanın/askeri alanının içiçe geçerek, yeni bir bütünlük içinde ele alınmasını ifade eder. Basitçe bir askeri strateji değildir. Salt silaha, ya da öncülük meselesine indirgenemez. Nesnel koşullara, devrimci öncülüğe, pratik devrimciliğe, kitlelerin devrimci mücadelenin öznesi haline gelişine, özsavunma ve düşman zoruna karşı devrimci zorun devrim hedefli olarak kullanımına değin, devrimci faaliyetin bütün alanlarına ilişkin düşüncede ve pratikte ulaşılan sonuçların organik toplamıdır PASS.

Beşinci olarak; Parti-Cephe geliştirdiği yeni devrimcilik kavrayışına uygun olarak yeni bir parti ve örgüt anlayışı da geliştirmiştir. Başta politik ve askeri mücadele cepheleri olmak üzere, tüm mücadele cephelerinin iç içe ele alınışına bağlı olarak, örgüt anlayışı da bu iç içeliğe denk düşen bir tarzda ele alınmış ve politik-askeri örgüt ve politik-askeri liderliğin (öncülüğün) birliği anlayışı geliştirilmiştir.

Politik-askeri örgüt ve liderlik anlayışı politik ve diğer mücadele alanlarının, devrimci zordan bağımsız ve ayrı kulvarlarda gelişmeyeceği, en azından uzun bir süre iç içe gelişmesi gerektiği, bütün mücadele biçimlerinin birbirini besleyerek gelişeceği gerçeğinden hareketle geliştirilmiştir. Emperyalizmin 3. bunalım dönemi koşullarında, o döneme değin varolan geleneksel anlayışlar; yani bir yandan, askeri mücadeleyi ne zaman olacağı meçhul ayaklanma anına değin tali gören anlayışların “politik örgüt” anlayışı da, askeri mücadelenin hızla gelişeceği ve gerilla ordularının daha baştan kurulabileceği tezinden hareketle geliştirilen parti ve ayrı ordu anlayışı da, bu yeni yaklaşımla aşılmıştır.

Sadece bu da değil, Parti-Cephe, 1950’lerden itibaren gelişen devrimci çıkışlarda görülen Parti örgütlenmesini bilinen klasik biçimleriyle ret eden ve Ordu ya da Cephe isimiyle farklı tarzları geliştiren yaklaşımların da eksik olduğu görmüştür. Ayrıca fokocu anlayışın, Parti düşüncesini ret edişinin önüne kesin biçimde set çekilmiştir. Hiç kuşkusuz, yeni kuşak devrimci hareketlerin o güne değin gelen partilerin yozlaşması, anti-demokratik karakteri ve çoğunun devrimci özelliklerini yitirmesinden hareketle, klasik parti modellerine olan tepkisel yaklaşımlarının haklı yanları da bulunmaktaydı. Fakat Parti-Cephe bu tür tepkisel yaklaşımları aşarak, her yeni dönemde devrimci sosyalist parti anlayışının yeniden üretilmesi gereğini, kemikleşmiş modellerin geride bırakılması gerektiğini görmüştür. Parti-Cephe, herşeyden önce, Leninist devrimci parti ilkelerine sahip çıkarak, ancak her ülke için tek örgüt modeli dayatmalarını ret ederek yola koyulmuştur. Leninist parti anlayışı/ilkeleri vardır, ama modeli yoktur.

Bu bağlamda, Parti-Cephe, politik-askeri örgüt, politik-askeri liderliğin birliği ve Parti örgütlenmesinin yanı sıra, Partinin geniş kitleler içindeki politik-askeri faaliyetlerini örgütleyen Cephe örgütlenmesi anlayışı geliştirerek, Leninist parti anlayışını devrimci temelde yenilemiş ve ileriye sıçratmıştır.

Altıncı olarak; Parti-Cephe Türkiye’nin tarihten günümüze akan kimi gerçekleriyle de ilgili de önemli başlangıç adımları atmıştır. Kemalizmin tarihsel rolü ve sınıfsal, siyasal yapısına ilişkin kimi değerlendirme hataları yapsa da, devrimci politikada Kemalizme asla başat bir rol veya özel bir anlam yüklememiştir. Aydınlık ve başkaca sol kesimler o dönem, Kemalizme devrimci çalışmada öncülük dahil, pek çok ileri anlamlar yüklerken, Parti-Cephe kesin biçimde devrimde ana gücün işçi sınıfı ve köylülük olduğunu vurgulamış, Kemalistlerin asla devrimdee öncülük veya benzeri bir misyonu yüklenemeyeceğini ve bunun gerici bir yaklaşım olduğunu vurgulamıştır. Esas olarak Kemalistlerin devrimci düşüncelere açık kesimleriyle en fazlasından ittifak kurulabileceğini ifade etmiştir. Parti-Cephe’nin daha sonraki süreçlerde devamcıları olan devrimci sosyalistler, Kemalizm değerlendirmesindeki hataları da düzeltmiştir. Diğer yandan, Kemalist düşüncenin etkisi altındaki olan emekçi halk kesimlerinin, başta devrimci düşüncelere açık olan bölüklerinin olduğu gerçeğine gözlerimizi kapatamayız. Kemalizmin gerçeği ile, emekçi halkın bir kesimindeki imgesi arasındaki farkı Kemalizmi lanetleyerek aşamayacağımız da açıktır. Bu noktada, yeni bir siyasal düzlem yaratmamız gerektiği de açıktır.

Bir diğer nokta; Parti-Cephe’inin Kürt ulusal sorununa ilişkin yaklaşımıdır. Anlaşılmaz biçimde Parti-Cephe’yi sosyal-şovenizmle suçlamaya değin varan saçmalıklar zaman zaman dile getirilmiştir. Açıktır ki, Parti-Cephe bu noktada geniş açılımlar üretememiştir. Fakat daha baştan itibaren, sorunun temeline ilişkin, devrimci enternasyonalist tespitleri açık ve net biçimde yapmıştır. “Kürt ulusu vardır, Kürt ulusal sorununun çözümü misak-ı milli içinde ele alınamaz, yani TC’nin birliği vb. temelinde ele alınamaz, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı tartışılamaz bir haktır. Bugün de, coğrafyamızdaki Kürt ulusal sorunu da dahil olmak üzere, tüm ulusal sorunların çözümünde esası oluşturan noktalar bunlardır.” Parti-Cephe’nin bu temeldeki tespitleri sorunun çekirdek içeriğini ve çözümlerini net biçimde ortaya koymuştur.

Yedinci olarak; Parti-Cephe’nin sol içi ilişkiler ve özelde devrimci güçler arasındaki dayanışma kavrayışına özel bir vurgu yapmak gerekiyor. Bilindiği gibi, 1971 atılımı başlayınca değin, devrimci ve sol çevreler arasındaki ilişkilerde egemen yaklaşım, esas olarak kimi zaman şiddete değin varan, aşırı sekterliktir. P-C’yi oluşturan kadrolarda şu veya bu düzeyde bu yaklaşımın etkisi altındadır. ’71 Atılımı ile birlikte bu tablonun tümden ve hızla değiştiğini görürüz. THKP-C, THKO ve daha sonra kurulan TKP-ML arasında dünyada da eşi az görülen bir devrimci dayanışma ruhu ve pratiği ortaya çıkmıştır.

Parti-Cephe, düşman saldırılarıyla ağır darbe yemesine ve iç bölünmeyle ciddi ölçüde zayıflamasına rağmen, Denizlerin idamını engellemek için tüm varlığıyla hareket geçer ve Kızıldere direnişi bu temelde ortaya çıkar. Birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için! şiarı muazzam bir pratikle tarihe kazınır. TKP-ML’nin ilk eylemlerinden biri ise Nurhak’ta Sinanların şehit olmasına neden olan bir muhbirin cezalandırılmasıdır.

Devrimci dayanışmanın coğrafyamızdaki bu ilk eşsiz örneklerinin kaynağında, pratik devrimciliğin birleştiriciliği bulunuyor. Fakat sadece bu da değil; ’71 Atılımının öncülerinin rekabetçi, mülkiyetçi solculuk anlayışını aşarak, devrimci olan herşeye ölümüne sahip çıkma anlayışına ne denli saf, yalın ve tereddütsüz olarak sahip olduklarını da gösteriyor. Bu yönlü derin bir kavrayışın varlığını gösteriyor. Parti-Cephe bu noktada da ilk büyük adımı Kızıldere pratiğiyle yaratan hareket olmuştur.

Hiç kuşkusuz, özellikle Parti-Cephe ve THKO’nun daha kuruluş aşamasında birliğini sağlamak, özel bir çaba harcanması durumunda belki de mümkün iken, bunun sağlanmaması dönem açısından büyük talihsizliktir. Ve hem Kızıldere sonrası, hem de günümüz açısından hala daha tam olarak bilince çıkaramadığımız derslerle yüklüdür.

Sekizinci olarak; Parti-Cephe kimi temel noktalarını sıraladığımız teorik-politik, düşünsel kavrayış ve çözümleme düzeyiyle, devrimci sosyalist düşüncede bütünlükü, tutarlı ve ileriye doğru bir sıçrayışı ifade eden yeni bir düzey yaratmıştır. Yeni bir kavramsal çerçeve ve kavramlar seti yaratmıştır. 71’deki devrimci mücadele zemininde kesin biçimde devrimci yenilenme yaratmıştır.

Fakat bu, sadece düşünce alanıyla sınırlı değildir. Sınırlı ama olağanüstü etkili devrimci pratiğiyle de, pratik devrimcilikte güçlü bir yenilenme yaratmıştır. Bu nedenledir ki, Parti-Cephe’nin örgütsel varlığı Kızıldere’de son bulurken, devasa büyük kitle gücünü, muazzam bir sevgi (sempati değil, düpedüz büyük bir sevgi ve bağlanma) ve özdeşleşme duygusunu geniş emekçi kitleler içinde yaratabilmiştir. Daha sonra gelişen sınıf mücadelelerinde de, P-C’nin ihtilalci çizgisini esas alan güçler Türkiye ve Kürdistan’da devrimciliğin ana gücü oldular.

Aradan geçen 50 yıla rağmen, devrimcilik Parti-Cepheli, THKO’lu, TKP-ML’li kurucu şehit devrimcilerde somutlaşmakta, emekçi halklarımızın geniş kesimlerinde onlara yönelik derin sevgi ve bağlılık sürmektedir.

Parti-Cephe bütün bu nitelikleriyle ve pratiğiyle emperyalizmin 3. bunalım döneminin devrimci öncü düşüncesini ve pratiğinin temellerini yaratmıştır. 1990 sonrası ortaya çıkan dünya manzarası ve sınıf mücadeleleri zemini yeni bir tarihsel sürecin, yeni bir dönemin başladığını apaçık göstermiştir. Her yeni dönem ortaya çıkan koşulları devrimci temelde kavramayı, devrimleri pratikleştirmeyi sağlayacak bir düşünsel ve pratik yenilenmeyi gerektirir.

Devrimci yenilenme, önceki dönemlerin birikimini ret ederek değil, o birikim ve değerler üzerinden yeni dönemin düşünce ve pratiğini yaratarak gerçekleştirilebilir. Devrimci düşünce ve eylemde ileriye sıçrama ve gelişme, birikim katmanlarının üstüste binmesi ve iç içe geçmesiyle gerçekleşir.

Bu noktada, bugün önümüzdeki görev, Parti-Cephemizin ve daha sonra yarattığımız birikimi ve başta Türkiye ve Kürdistan devrimci güçleri olmak üzere, tüm dünya devrimci güçlerinin yarattığı ve yaratmakta oldukları birikimi temel alarak kapsamlı bir devrimci yenilenmeyi hem düşünsel, hem de pratik alanlarda gerçekleştirmektir. Tarihsel birikimimizi bu çabalarımızın önüne adeta bir engel olarak koymaya çalışacak, ezberlerinin bozulmasını kabullenemeyen doğmatikler olacağı gibi, hemen hazır reçeteler üretmemizi isteyenler, ya da tarihsel birikime inkarcı tarzda yaklaşarak savrulanlar da olacaktır.

Bu noktada kutup yıldızımız, Mahir yoldaşın, o dönem solun geniş kesimlerini şaşkınlığa uğratan, tüm ezberlerini bozan, yeni bir kavramsal çerçeve (paradigma) ve kavramlar seti yaratmasını sağlayan devrimci yenilenmeci düşünsel cüreti ve pratik atılganlığıdır. Bu yoldan yürüyeceğiz!

Dünyadaki, bölgemizdeki ve coğrafyamızdaki sınıf mücadeleleri zeminini, ortaya çıkan yeni hayati çelişki alanlarıyla birlikte kapsamlı biçimde analiz etmek, geçmişte yapılan analizleri yeniden ele alarak derinleştirmek, devrim stratejisi ve komünizm hedefimizi yaşanan tarihsel deneyimlerin ışığında kapsamlı biçimde yeniden içeriklendirmek, pratik devrimciliğin günümüzdeki somut anlamını derinliğine analiz ederek pratikleştirmek ve diğer bütün alanlarda yeni bir kavramsal çerçeve (paradigma) yaratmak ve bunun pratiğini örmek; devrimci yenilenmenin günümüzdeki temel taşlarını oluşturuyor.

Bu kapsamlı görevler tek hamlede, hemen gerçekleşemez. Son 30 yılın pratiği apaçık gösteriyor ki; önümüzde uzun ve inişli çıkışlı zorlu bir süreç bulunuyor. Ve elbette başarabiliriz! Tarihsel deneyim bunu onlarca kez göstermiştir. Özgüvenle ve tarihsel birikmimizin gücüyle yola koyulduk ve tekrar güçlü biçimde ifade ediyoruz; başarabiliriz!

Ve “umut kendine arkadaş arar”. Devrimci yenilenme zemine giren ve arayış içinde olan, sorgulayan, pratik devrimciliği yeni koşullar içinde öncülük bağlamında üretmeyi hedefleyen, samimi biçimde bu çaba içinde olan tüm devrimcilerle birlikte yürümeye açık olacağız. Rekabetçiliğe ve gerçeğin yegane sahibinin biz olduğumuz, ya da mutlaka biz olacağımız vb. biçimlerdeki “ben merkezci”, mülkiyetçi, kibirli ilkel burjuva siyaset anlayışına asla prim vermeyeceğiz.

Her an’ın, her dönemin devrimciliği, hem düşüncede, hem de eylemde, ancak an’ın ve dönemin çelişkileri ve toplumsal mücadeleleri içinde üretilebilir. Devrimci yenilenme ve pratik devrimcilik ancak bu mücadelelerin içinde olarak geliştirilebilir. Bu noktada, en basit, en geri noktadan bile olsa, başlayacağız ve başaracağız!

Kızıldere zirvesine, 50 yılın ardından baktığımızda gördüğümüz gerçekliğin, çıkardığımız ders ve görevlerin en temel ve en özet unsurları (elbette tümü değil) bunlardır.

Tarih ve gelecek arasındaki köprüyü bu bilinçle kuracağız. Ve başaracağız, kazanacağız! Karanlıkları bu bilinçle yırtarak şafaklara ulaşacağız!

KIZILDERE SON DEĞİL, SAVAŞ SÜRÜYOR, SÜRECEK!

KURTULUŞA KADAR SAVAŞ!

30 Mart 2022

EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

SOSYALİST BARİKAT